-KİTAP- Kitabı elime aldım ve ilk defa kitap okuyacağım için merak etmiştim. Şimdiye kadar hiç kitap okumamıştım. Yalnızca sokakta bulduğum gazete parçalarını okuyabiliyordum ve çoğu sıkıcı oluyordu. Bu bana daha ilgi çekici gelmişti. Hemen incelemeye başladım. Kitabı bu kadar inceleme fırsatını bir daha bulamayabilirdim. Önce kaç sayfa olduğuna baktım. 380 sayfaydı ve bu gerçekten iyi bir rakamdı. Okuduğum ve gördüğüm gazetelerin aksine bu kitapta resim veya herhangi bir çizim yoktu. Ne etkinlikler ne de bulmacalar vardı. Kitapta yalnızca yazılar vardı. Bu ilgimi daha da cezbetmişti. José Mauro de Vasconcelos yazarının adıydı. Gazetelerde pek çok isim duymama rağmen bu ismi ilk defa duyuyordum. Gerçekten de yazarın Türk olmadığı belliydi. Bu da ilginçti. Bir an için kitabın Türkçe olmadığı korkusuna kapıldım ve korkarak herhangi bir sayfa açtım. Neyse ki Türkçe yazıyordu. Artık daha fazla beklemek istemedim ve heyecanla ilk sayfayı açtım. Bu kitap beni ilk sayfasından çekmeye başlamıştı. Kitabın içine girmiş gibi oldum adeta. Resmen büyülenmiştim. Biraz gözlerimi kapatayım dedim. Oldukça yorucu bir gündü. Kitapta yalnızca 3 sayfa okumama rağmen ve beni büyülemesine rağmen uykum üstün geldi. Sadece birazcık dinlenmek için yatağıma uzandım. Gözlerimi kapadım. Artık dinlenebilirdim. Bir süre uyudum. Ardından kendimi çok farklı bir yerde buldum. Burası bir evdi. Biraz bakındım fakat burası hiç görmediğim bir evdi. Bu evin nerede olduğu ya da kimin evi olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ardından karşımda bir çocuk gördüm. Çocuk küçük yaşta gibi görünüyordu. Çocuk hiç kimseyi andırmıyordu. Biraz düşündüm ama aklıma birşey gelmedi. Çocuk bana gayet normal bir şekilde bakıyordu. Çocuk hiç birşey demedi ve ben de bu yüzden konuşma gereği duydum. Ona adını sorduğumda adının Zeze olduğunu söyledi. Bu ismi daha önce görmüştüm. Çok fazla düşünmeme gerek kalmadan Zeze konuştu. ''Ben Zeze ve ben burada yaşıyorum. Beni daha önce Şeker Portakalı adlı kitapta görmüştün değil mi? Buraya tesadüfen geldin ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Bence haklısın da. Burası eski püskü bir ev ve biz fakiriz. Sen varlıklı bir ailede yaşıyorsundur.'' Ben buna ne diyeceğimi bilememiştim. Aklım karman çorman olmuştu. Zeze benim kitabımdaki karakterdi ve şuanda karşımda duruyordu. Aynı zamanda benim zihnimi okumuş gibiydi. Bunu aklım almıyordu. Ardından Zeze tekrar konuştu. ''Yalnızca sana bu fotoğrafı vermek istiyorum. Lütfen bunu kaybetme ve bunu bana geri getirmene de gerek yok. Bu fotoğraf sende kalsın. Zaten az sonra uyanacaksın. Birdaha görüşüp görüşemeyeceğimizi bilmiyorum. Bu yüzden hoşçakal.'' (...) Ve aniden uyandım. Nefes nefeseydim. Çok şaşırmış ve afallamıştım. Buna karşı nasıl bir tepki vereceğimi bilememiştim. Fakat bu şokun etkisini daha tam olarak atlatamadan daha da ilginç birşey gördüm. Daha doğrusu BİRŞEYLER. Şuanda karşımda milyarlarca yıldız ve bulutsular vardı. Bu beni değişik hissettirdi. Kafamı çevirdiğimde uzayda olduğumu farkettim. Çok güzeldi fakat normalde uzayın böyle görünmediğinden emindim. Ayrıca ben buraya nasıl gelmiştim? Ve daha da önemlisi ben nasıl nefes alıyordum!!?? Sanırım bu hissi ancak hissederek anlarsınız. Bu kelimelerle anlatması çok zor birşey. Nasıl tarif etsem bilemiyorum. Aynı zamanda uçabilip uçamadığımı da merak etmiştim. Bu fırsatı kaçırmayı istemedim ve denedim. Anormal bir şekilde hareket ediyordum. Fakat bir gariplik vardı. Kendimi konrol edemiyordum. BEN UZAYDA SÜRÜKLENİYORDUM!! Gerçekten çok ilginçti bu. Birazcık kendimi sağa döndürdüm ve onu gördüm. .---------------DEVAM EDECEK-----------------------------------------Devamı için istediğiniz kadar kalp atabilirsiniz Abdulrezzakkezzapmormenekşelerim-----------------------------Orjinal bir şekilde seslenmek istedim. Kimisi kurabiyeciklerim kimisi çikolatalarım diyo. Ben de böyle diceğm UwU. Beynime sağlık TwT