-YENİ BİR YAŞAM- NOT: Belki hikayeme birkaç resim ekleyebilirim kısa kısa) O adam pakuema almaya gitmişti. O 1 odalı eve girmek üzereyken birden durdu. Bana bakmadan ''Gelmiyor musun?'' diye seslendi ve ben de onu takip ettim. İçeri girdik ve ev öncekinden çok daha büyük ve güzel görünüyordu. Çok ihtişamlı bir şato gibiydi. Altın döşemeler, çok güzel desenleri olan duvar kağıtları, büyükçe bir masa ve üstünde değişik türden yemekler, 6-7 civarında da oda vardı. Ortada büyük bir alan vardı ve kapılar etrafına dizilmişti. Orta kısımda yukarıya doğru uzanan bir merdiven vardı. Kulaklarımda dans edercesine güzel bir ritim vardı. Bu melodi çok güzeldi. İçimden dans etmek geliyordu. Gözlerimi kapattım ve mırıldanmaya başladım şarkıyı. nı nı nıı nı nııı nı nı... Az sonra kafamı çevirip baktım ve adamın bana baktığını gördüm. Bir süre bakıştık. Adam sonra kafasını ellerinin arasına aldı ve bu ''şarkının adı Fur Elise, Beethoven'ın eseri'' Bu şarkıyı duymuştum ve Beethoven'ı da tanıyordum. Şarkıları beni hep cezbetmiştir zaten. Yola koyulduk, bir yandan da melodiyi mırıldanıyordum içimden. Bir odaya girdik. Orasının benim odam olacağını düşdüğümden odaya tam girecektim ki adam elimden tuttu. Beni geri çekti ve beni başka bir odaya götürdü. ''Bu oda benim ve senin odan. Burada beraber yatacağız çünkü evin yok. Aynı zamanda kıyafet dolabı burada yani eğer başka sorun olursa tekrar söyleyebilirsin.'' dedikten sonra tam odaya girecekken onun kolundan tuttum. Kolunda minicik bir çizgi çıkmaya başladı. Aşırı korkmuştum ve bu nedenle de hemen kolunu bıraktım. O yürümeye hatta koşmaya başlamıştı. Ben arkasından hemen bağırdım.'' ADIN NE SENİN?'' ve duyduğunu umarak bir süre ona baktım. ''ORHAN!'' ve ardından koşarak başka bir odaya girdi. Artık ismini öğrenmiştim. Ona sormak istediğim dünyalar kadar soru vardı. Bir gün onunla sohbet etmek istiyordum. Ben de bizim odamız olduğunu söylediği odaya girdim. Üstünde onun adı zaten yazıyormuş fakat nedense görmemişim. Odaya girdim ve dolaptan kendime kıyafet almak istedim. Kıyafetlere göz attım ve kıyafetlerin filmlerdekinin aksine çok kapalı olduğunu farkettim. Filmlerde açık olur kıyafetler aam burada kapalıydı. Yalnızca bir tane tişört vardı. Havanın sıcak olduğunu düşünerek o tişörtü giydim. Altına da bebek mavisi bir şort giydim. Şort da bir taneydi. Bir tane beyaz kolye taktım. Beyaz küpeler de taktım. Çok beğenmiştim kıyafetleri. Hazırlandıktan sonra biraz tatlı yemek istedim ve etrafa bakındım. Odalara teker teker bakmaktan başka şansım yok gibiydi. Zaten dışarıda neler olduğunu bilmiyordum. İlk oda bizim odamızdı bu yüzden direk sağındaki odaya girdim. Bu oda tuvaletti bu yüzden diğer odaya gittim. Diğer odada da küçük çocuk vardı. Hazır onun yanındayken ona adını sormak istedim. -Adın ne senin ufaklık? -Adım Şafak ama ufaklık ne demek? -Küçük çocuklara ufaklık diyoruz biz. -Ama ben henüz 9 yaşındayım. Ben büyüğüm. -Ah pekala.. Bu arada siz Türkçeyi nasıl biliyorsunuz? -Biz zaten Türkçe konuşuyoruz. Biz Türküz. Peki ya sen? -B-ben de Türküm ama bu nasıl olur?? - Bilmiyorum ama Şehrimize hoşgeldin <3 -Teşekkür ederim misafirperverliğiniz için <3 İşte böyle bir sohbetten sonra neredeyse sorularımın hepsi gitmişti.